Dededen Torunlara: Misafirperverlikten Yalnızlığa
Bir zamanlar Anadolu’nun köy evlerinde kapıdan içeri giren her misafir “Tanrı misafiri” kabul edilirdi. Sofralar, bereketin simgesi, gönüller ise samimiyetin aynasıydı. İşte o kültürün en güzel örneklerinden biri de Ayvaz Sadi Huylar’dı.
Tez canlı, misafirperver ve sözü dinlenen bir insandı. Evinin kapısını çalan kim olursa olsun, güler yüzle karşılanırdı. Misafiri kapıda yüksek sesle “Hanım, misafirimiz var!” diyerek karşılar, sofraya ne varsa dökerdi. Misafir sofrada çekinmesin diye, “Ye gorum ye” diyerek ısrar eder, tabağını doldururdu. Onun için misafirin karnını doyurmak, huzur ve mutluluk demekti.
Ne evde ne de köyde kimse “Misafir nereden çıktı?” demezdi. Çay, meyve hemen hazırlanır, evin içinde huzur ve bereket hüküm sürerdi. Büyükler saygı görür, çocuklar misafir ağırlamanın inceliklerini gözlemleyerek öğrenirdi.


Kaybolan Gelenekler
Bugünse manzara bambaşka. Birçok evde artık misafir ağırlamak yük olarak görülüyor.
Bir zamanlar sofrada toplanan aileler, şimdi yemeklerini odasında, televizyon karşısında ya da telefon elinde yemeyi alışkanlık haline getirdi. Akşam yemeklerinin bereketi kayboldu, dualar unutuldu.
Ders Gibi Bir Uyarı
Dedelerimizin ve ninelerimizin bize bıraktığı bu miras, sadece sofraya konan yemeklerden ibaret değildi; saygı, sevgi, bereket ve birliktelikti.
Bugün evlerde tek otoritenin “eş” olması, aile bağlarını güçlendirmek yerine yalnızlığa sürüklüyor. Kardeşler birbiriyle görüşmez oldu, akrabalar arasındaki ilişkiler koptu.
Unutulmamalı ki;
Yarın çocuklarımız bizim kapımızı çalmayacaksa, bunun sebebi bugün unuttuğumuz değerlerdir. O halde bir an durup düşünmek gerekiyor:
Nereden geldik, nereye gidiyoruz?
Ayson Karabağ
Bakırköy’den Haber Gazetesi Genel Müdürü





