Bu soruya gönül rahatlığıyla “iyiyim” diyemiyorum. Çünkü görüyorum, duyuyorum, yaşıyorum…
Emeklilerimizin hak ettiği hayatı yaşayamadığı, annelerin çocuklarını okula gönderirken elleri boş döndüğü bir ülkede iyi olamıyorum. Öğrencilerin bilgiye ulaşmak için güven bulamadığı, çöpün yere atıldığı, çevrenin hoyratça kirletildiği bir ilçede yaşarken nasıl iyi olabilirim?
Gıda hizmetinde temizliğe önem vermeyenleri gördükçe, kadına şiddet haberleri duydukça, babalarının sözünü dinlemeyen evlatların saygısızlıklarına tanık oldukça içim daralıyor. Çalışıyormuş gibi görünen siyasetçiler, görevini yapmayan yüzler, halka sırtını dönmüş kişiler… Hepsi, bu “iyi değilim” listesini uzatıyor.
Gazetecilik mesleğini korumayanları duyduğumda, sağlıkta yaşanan sorunları gördüğümde, okumayan, araştırmayan, doğruları yanlıştan ayıramayan insanların arasında yaşamak zorunda kaldığımda yine iyi hissetmiyorum.
Üstelik dedikoduyla su taşıyan, araştırmadan yargılayan, kulaktan dolma bilgilerle hüküm veren bir toplumda yaşamanın ağırlığı var. Oysa Mustafa Kemal Atatürk, “Araştırın, sorgulayın, doğrunun içinde doğruyu bulun” diyerek yol göstermişti. Kitap okuyan, bilgiyi önemseyen, saygılı, bilinçli, eğitimli nesiller yetiştirmeyi hedeflemişti.
Bugün ise bilgeliği, nezaketi, araştırmayı ve öğrenmeyi yaşamına katan insanlarla aynı toplumda yaşamayı hayal ediyorum. Onlarla birlikte dilin güzelliğini, saygının erdemini, bilginin gücünü paylaşmayı istiyorum.
Ama soruyorum: Bu güzelliği gerçekten görebilecek miyiz?
İşte bu umut ile korku arasında sıkışıp kaldığım için… iyi değilim.
Ayson Karabağ
Bakırköy’den Haber Gazetesi Genel Müdürü





