Su, hidrojen ve oksijen elementlerinin birleşmesiyle oluşan, oda sıcaklığında sıvı halde bulunan, renksiz, kokusuz ve tatsız bir maddedir. Aynı zamanda pek çok maddeyi çözebilme özelliğine sahiptir. Canlı yaşamının temelini oluşturan su, tüm organizmaların varlığını sürdürebilmesi için vazgeçilmezdir.
İnsanlık tarihi boyunca su, yeniden doğuşun ve hayatın kaynağı olarak kabul edilmiş; yerleşim yerleri genellikle suyun bulunduğu alanlara kurulmuştur. Bugün dünyamızın yaklaşık dörtte üçü sudan oluşmakta, insan vücudunun ise ortalama %60’ı sudan meydana gelmektedir.
Ancak günümüzde nüfusun hızla artması, buna karşılık su kaynaklarının giderek azalması ve yeni kaynakların sınırlı olması nedeniyle suya duyulan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Bu durum, dünya genelinde yetkilileri çeşitli önlemler almaya zorlamaktadır. Aksi takdirde geçmişte yaşanan su kıtlıkları, yeniden yaşanabilir; kuraklık insanlığı yokluk ve sefaletle karşı karşıya bırakabilir. Şu anda dünya genelinde yaklaşık 80 ülkede ciddi su sıkıntıları yaşanmaktadır.
Ne yazık ki ülkemiz de su kaynakları açısından zengin sayılmamaktadır. Bu nedenle, bazı bölgelerde su anlaşmazlıkları yaşanmakta, hatta zaman zaman bu anlaşmazlıklar toplumsal çatışmalara yol açabilmektedir.
İslam inancında da su, bir nimet olarak kabul edilir. Yağan yağmur “rahmet” olarak adlandırılır. Su, sadece bedenin ve ruhun temizliğiyle sınırlı kalmaz; Kuran-ı Kerim ve hadislerde suyun yaratılışı, yağmurun oluşumu, yer altına geçişi ve kaynaklara dönüşmesi hakkında birçok bilgi yer almaktadır. Zemzem suyu ise, yeryüzünün en hayırlı sularından biri olarak görülür. Bu yüzden hac veya umre ziyaretinden dönenler, zemzem suyu getirip misafirlerine ikram ederler.
Kültürümüzde suya özel bir değer verilmiştir. Su veren kişiye “Su gibi aziz ol” denir. Bu anlayışla insanlar çeşmeler yaptırır, hayır işlemek için halka ücretsiz su dağıtır.
Ancak bu kadar değerli ve vazgeçilmez olan su, israf edilmeden kullanılmalıdır. Bu konuda hem bireysel hem toplumsal olarak sorumluluklarımız vardır. Muslukları gereksiz yere açık bırakmamalı, sebze ve meyveleri akan suyun altında değil, bir kapta yıkamalı, bulaşık ve çamaşır makinelerini verimli kullanmalı, duşta suyun ısınmasını beklerken akan suyu boşa akıtmamalıyız. Bu hem çevremizi hem de bütçemizi korumaya yardımcı olur.
İstanbul Bakırköy’de bulunan Zuhurat Baba Türbesi, halk arasında önemli bir yere sahiptir. Rivayete göre İstanbul’un fethi sırasında Bizanslılar, Osmanlı askerlerinin su kaynaklarını zehirler. Bu durumda askerler büyük bir susuzluk yaşar. Tam bu sırada, sırtında su kırbası ve elinde su taslarıyla yaşlı bir adam ortaya çıkar. Askerlere su dağıtır. Bu kişinin kim olduğu bilinmediği için “ansızın ortaya çıkan kişi” anlamında Zuhurat Baba adı verilmiştir. Fetihten sonra şehit düşen bu kişi, bugünkü türbenin bulunduğu yere defnedilir.
Günümüzde özellikle Cuma günleri, kadınlar, genç kızlar, anneler ve nineler türbeyi ziyaret eder, dualar eder, Kur’an okurlar. Zuhurat Baba, suyu bir rahmet olarak ulaştırdığı için halkın gönlünde yer edinmiş bir Allah dostu olarak anılmaktadır.
Sonuç olarak, su sadece fiziksel bir madde değil; aynı zamanda kültürümüzde, inancımızda ve günlük yaşamımızda önemli bir yer tutar. Bu nedenle suyun kıymetini bilmeli, israf etmeden kullanmalı ve gelecek nesillere temiz ve yeterli su kaynakları bırakmak için hep birlikte sorumluluk almalıyız.
Emekli Öğretmen
Kadir Dikme






