Dünya bir kez daha gelsen yapardınız? Çocukluğumu hatırlıyorum: okumak, yaşamak, yeteneklerimi geliştirmek… Hayallerimi büyütmek için cesaretimi ve aklımı artırmaya çalışırdım. Anne ve babam benim akıl hocalarımdı; onların sözleriyle yolumu buldum. Her akşam, annemin endişelendirmemek için eve erken giderdim.
Ev kurmak, bir kızla yuva kurmak hayalimdi. Hafta sonları el ele dolaşır, göz göze gezintiler yapar, fotoğraflar çekerdim — o fotoğrafları arşivlerdim. Her akşam on beş dakika okuma alışkanlığımı sürdürürdüm; evde namazımı kılardım. Akşam yemeklerinde çocuklarımla bir arada olmayı, pazar günleri iki akrabayı kahvaltıya davet etmeyi adet edinirdim. Kimseyi küçümsemez, fikirlerine saygı gösterirdim; bilen de olur bilmeyen de… Hiçbir zaman kimseyi ezme düşüncesi aklımdan geçmezdi.
Akrabalığa, kardeşliğe önem verirdim. Babaevini hiç kapatmaz, her yıl yirmi gün ailemin, dede ocağının yolunu tutardım. Çevremden hayırlı dualar alır, vefat edenlerin kabirlerini ziyaret eder, hastaların evine giderdim. Çocuklara kitap dağıtmak için planlar yapardım.
Evlilikte sorunlar, fikir ayrılıkları olabilir; kızgınlık yaşanabilir. Ama alışkanlığım yüzünden küs kalmak değildi. Öğrendiklerimi saygı ve sevgi çerçevesinde sürdürdüm; bu alışkanlığı çocuklarıma da öğretirdim . Her sabah çocuklarımla uyandırıp, onları çalışmaya, para kazanmanın yollarını öğrenmeye yönlendirirdim. İyi bir model olmaya çalışırdım. Gençlere saygı duyar, ancak doğrularımızdan ve kırmızı çizgilerimizden asla vazgeçmezdim.
Anne “Anne” olsun, baba “Babalık” yapsın; ama asla “Sen yanlış düşünüyorsun” demek yerine yol göstermeyi tercih ederdim. Herkese kendi doğrularını yaşama imkânı sunardım; haklı-haksız ayrımından ziyade, hayatın tadını kaçırmadan, iniş çıkışlarına teslim olmadan yaşamak önemliydi. Korkuyla yaşamaktansa cesaretle, umuda ve sevince yer veren insanlardan olmayı seçerdim.
Yaşam tarzım tam bir Müslüman edasıyla, iş anlayışım ise disiplinli ve girişimci bir yaklaşımla çalışırdım — Alman örneğindeki gibi ticari disiplinle. İşimi ve görevimi eşime sevdirip el ele verirdim; çocukları da mesleğe dahil ederek öğretirdim. Mesleğimi herkese sevdirmeye çalışır, okumayı, düşündürmeyi, kitap ve gazete hediye etmeyi ihmal etmezdim. Seminerler verip bilgimi paylaşır, gençlere tecrübelerimi aktarırdım. Böylece gelecek kuşaklara mesleğin sevgisini aşılamak isterdim.
Sabahları aşkla uyanıp çevreme gülümser, akşamları ailece bir arada olup tatlı sohbetlerle günü kapatırdık. Kimsenin arkasından konuşmadan, temiz ve içten cümlelerle bir ortamda yaşamak hayalimdi.
Zamanı kaçırmayın: Büyüklere kulak verin; anne ve babanızı dinleyin; geleneklere bağlı kalın. Okuyun, becerilerinizi geliştirin; akıl hocanız olsun, bunu unutmayın. Hayatta ezilmeden, yılmadan, haksızlığa uğramadan yaşamak istiyorsanız aklınızı ve hislerinizi doğru kullanmayı öğrenin. İnsana güven, ama daima tedbirli ol—duvara yaslanırsanız yıkılırsınız. Düşüncenizle büyümeye devam edin.
Ayson Karabağ
Yazar-Gazeteci