• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
Raflarda Renk Var, Ruhlarda Yokluk

Raflarda Renk Var, Ruhlarda Yokluk

Raflarda Renk Var, Ruhlarda Yokluk

Eskiden bir domatesin kokusu vardı. Daha dalından kopmadan, güneşin altında olgunlaşırken bile kokusu hissedilirdi. Şimdi ise market raflarında dizili domatesler var; çeşit çeşit sebze, meyve, peynir ve daha nice gıda… Ama ne kokuları var ne de tatları. Kırmızı birer dekor gibi; tatsız, tuzsuz, ruhsuz duruyorlar. Çünkü artık gıdalarımızı toprak değil, laboratuvarlar büyütüyor.

İnsan, doğanın çocuğudur. Toprağın, suyun ve güneşin evladıdır. Ne gariptir ki, insan kendi anasından uzaklaştıkça daha çok hasta oluyor. Raf ömrü uzasın diye gıdalara eklenen kimyasallar, aslında bizim ömrümüzden çalıyor. Bir yanda “sağlıklı yaşam” diye bağıran reklamlar, diğer yanda içeriği okunamayan katkı maddeleriyle dolu ambalajlar… Bu nasıl bir çelişkidir?

Çocuklar artık elma yediğinde, “Bu neden bu kadar tatlı?” diye soruyor. Çünkü gerçek elmanın tadını bilmiyorlar. Oysa bizim çocukluğumuzda elma ısırıldığında çıkan ses bile bir şarkıydı. Şimdi ise her şey plastik gibi: Ambalajı da öyle, tadı da, kokusu da…

Kimyasal gıdalar sadece bedenimizi değil, ruhumuzu da zehirliyor. Huzursuzluk, yorgunluk, dikkat dağınıklığı… Belki de hepsi bu yapaylığın sonucu. Çünkü insan, doğallıktan uzaklaştıkça kendinden de uzaklaşıyor.

Peki çözüm ne? Çözüm köye dönmek değil belki, ama köyü soframıza getirmek. Doğal olanı tercih etmek. Etiket okumayı öğrenmek. Az ama öz tüketmek. Çünkü gerçek gıda sadece karın doyurmaz; aynı zamanda gönlü de doyurur.

Sevgili okurlar,
Unutmayalım: Ne yersek oyuz. Ve biz, plastik değiliz.

Neşat Yalçın
Kadıköy / İstanbul

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
reklam
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
Bakırköy Haber