14 Mart Tıp Bayramı Vesilesiyle Ulusal Kurtuluş Mücadelesinde Tıbbiyeliler
Cumhuriyetimizin kuruluşunda tıbbiyelilerin gösterdiği vatanseverlik mücadelesini hatırlatmayı, bu bayram vesilesiyle bir hekim olarak vicdani bir görev kabul ediyorum.
Dünyanın ve bölgemizin bugün içinde bulunduğu savaş ve kaos ortamında, hatta bu bayram kutlamaları sırasında bile, tıbbiyeliler aynı yurtseverlik duygularıyla, tıpkı Tıbbiyeli Hikmetler gibi, fedakârca ve ölümüne çalışmaya devam etmektedir.
İstanbul işgal altındaydı. İşgal, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye kadar sirayet etmişti. Bundan tam 107 yıl önce, 14 Mart 1919 tarihinde, Tıbbiyeli Hikmet’in öncülüğünde öğrenciler işgale karşı direnişin sembolü olarak 14 Mart’ı Tıp Bayramı ilan ederek, işgalcilerin tüm engellemelerine rağmen bu günü kutladılar. Amaçları, İstanbul işgaline karşı hem İstanbul’u hem de tüm Türkiye’yi harekete geçirmekti.
Bu sırada Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Anadolu’ya geçmiş, kurtuluş hareketini başlatmışlardı. Tıbbiyeli Hikmet de bu mücadeleye destek vermek için Anadolu’ya geçti. Amasya Genelgesi gereği kendilerine üç kişilik kontenjan verilmesine rağmen, tıbbiyeli öğrencilerin aralarında topladığı para yalnızca bir kişinin yol masrafını karşılayabiliyordu.

Tıbbiyeliler, 14 Mart direnişinin mimarı olan Tıbbiyeli Hikmet’i Haydarpaşa’dan trenle Ankara üzerinden Sivas’a gönderdiler. Eylül ayında toplanan Sivas Kongresi’ne tıbbiyeliler adına katılan Hikmet, mandacılığa karşı güçlü konuşmalar yaptı ve tam bağımsızlık için mücadele verdi.
Mandacılık tartışılırken Tıbbiyeli Hikmet şu tarihi sözleri söylemiştir:
“Paşam, mensubu bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamızı başarma yolundaki çalışmalara katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul etmem. Eğer kabul edenler varsa, kim olursa olsunlar şiddetle reddeder ve ayıplarız. Farz-ı mahal, manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddeder; Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak görür ve sizi telin ederiz.”
Mustafa Kemal Paşa ise Tıbbiyeli Hikmet’e şöyle cevap verir:
“Evlat, için rahat etsin. Biz azınlıkta kalsak da mandayı kabul etmeyeceğiz. Manda da yok, himaye de yok. Parolamız tektir ve değişmez: Tam bağımsızlık.”
Daha sonra delegelere dönerek şu sözleri söyler:
“Beyler, gördünüz mü? Muhtaç olunan kudret gençliğin asil kanında mevcuttur.”
Bu sözlerin ardından Mustafa Kemal Paşa, Tıbbiyeli Hikmet’i alnından öper. Hikmet ise yaklaşık 15 gün sonra İstanbul’a döner.
Tıbbiyeliler bu kararlılıklarını Millî Mücadele boyunca sürdürmüşlerdir. 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte tıbbiyeliler silah altına alınmış, başta Çanakkale olmak üzere pek çok cephede görev yapan hastanelere dağıtılmışlardır. Ancak çok acı bir gerçek yaşanır.
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin birinci sınıf öğrencilerinin tamamı şehit düşer ve okul 1921 yılında mezun veremez.
Savaş boyunca 765 tıbbiyelinin 346’sı şehit olmuştur. Ruhları şad olsun.
Böyle bir ortamda Tıbbiyeli Hikmet, 1922 yılında mezun olur. İhtisas yaparak genel cerrah olur ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde operatör doktor olarak görev yapar. Atatürk kendisinin milletvekili olmasını ister; ancak çeşitli nedenlerle iletişim kurulamaması nedeniyle bu gerçekleşmez.
Sarıkamış’ta fırtınada mahsur kalan askerlerin kurtarılması ve tedavisi sırasında 1944 yılında zatürreye yakalanır ve 1945 yılında hayatını kaybeder.
Temelinde bu şekilde sayısız fedakârlık ve sağlam harç bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün zorlukları aşacağına yürekten inanıyorum.
Tüm tıbbiyelilerin 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyorum.
Prof. Dr. Dursun Akdemir