Bir odada, aynı yatakta baş başa, ayak ayağa yattık. Aynı kaptan yemek yedik. Soğuk gecelerde birbirimizin sıcaklığıyla ısındık. İmkânlarımız kısıtlıydı ama mutluyduk. Huzurluyduk. Aynı sofraya oturduk, aynı lokmayı paylaştık. Ağzımızın tadı vardı.
Yokluk çektik, sıkıntılar yaşadık. Hayat bize kolay davranmadı. İmkânlarımız sınırlıydı ama yaşadıklarımız bize çok şey öğretti. Bakış açımız değişti, hayatı öğrendik; fakat keşke gardaşlığa olan bakışımız hiç değişmeseydi.
Yanlış temeller atıldı. O temelin üzerini her kazdığımızda eski kırgınlıklar yeniden ortaya çıktı. Konuştukça, karıştırdıkça kokusu etrafa yayıldı; gönülleri birbirinden uzaklaştırdı.
“Büyükler, gardaş gardaşın ayıbını örter.” derd.i Ama biz, birbirimizin eksiklerini örtmek yerine çevreye anlatmayı marifet sandık. Sohbetlerimizde hatalar konuşuldu, şakalar yapıldı, kahkahalar atıldı. Oysa o kahkahaların bir gönlü nasıl incittiğini kimse fark etmedi.
İşte bu yüzden gardaşlığın tadını, lezzetini köyümüzde bıraktık.
Sevgi, saygı ve muhabbet yeniden çoğalsın.
Çünkü dünyada gardaştan daha kıymetli bir hazine yoktur.
Bir Yorum Bırak