“Ben yaşadım, siz yaşamayın. Ben üzüldüm, siz üzülmeyin.”
Hayat, tecrübelerle öğrenilen uzun bir yolculuktur. Bazı insanlar bu yolculukta bedeller öder, sıkıntılar yaşar ve önemli dersler çıkarır. Önemli olan, yaşananlardan ders alarak aynı sıkıntıların başkaları tarafından tekrar yaşanmasını önlemektir.
Ben de tecrübeli insanların yaşadıklarından ve bana aktardıkları bilgilerden yola çıkarak, özellikle emeklilerimize ve ileri yaştaki büyüklerimize bazı önemli hatırlatmalarda bulunmak istiyorum.
Bu yazıyı bir “ayna” olarak görün. Kendinize bakın, hayatınızı değerlendirin ve size uygun olan tavsiyeleri uygulayın.
Bu bilgileri okuyun, okutun ve çevrenizle paylaşın. Çünkü bir kişinin yaşadığı sıkıntı, başka bir insanın aynı hatayı yapmasını önleyebilir.
Bu konuda, Asude Yaşam ve Sağlık Merkezi Kurucusu Fikret Bayrak’ın bana aktardığı tecrübelerden de yararlanarak, siz değerli emeklilerimiz ve büyüklerimiz için 7 altın kuralı sade bir dille paylaşmak istiyorum.

Bütün birikimlerinizi çocuklarınıza harcamayın. Onlara destek olun ama kendi geleceğinizin güvencesini de elinizden bırakmayın.
Bugün sağlıklı ve güçlü olabilirsiniz. Ancak yarının ne getireceğini bilemezsiniz. Yaşlılık döneminde kimseye muhtaç olmamak için kendi birikiminizin ve gelirinizin bir bölümünü mutlaka koruyun.
Çocuklarınıza yardım etmek başka, bütün varlığınızı onlara bırakmak başkadır.
Unutmayın: Kendi güvencenizi kaybetmeyin.
Çocuklarınız gençlik dönemlerinde bazı hatalar yapmış olabilir. Size karşı eksikleri, yanlışları veya geçmişte yaşanan kırgınlıklar olabilir.
Ancak bunları sürekli gündeme getirerek çocuklarınızın başına kakmayın.
Geçmişin hesabını her konuşmada yeniden açmak, aile içinde huzuru bozabilir. Yaşlılık döneminizde çevrenize kasvet ve huzursuzluk değil, sevgi ve huzur vermeye çalışın.
Çocuklarınızın kendi aralarındaki sorunlarda birinin tarafını tutarsanız, diğer çocuğun gözünde değerinizi kaybedebilirsiniz.
Bu nedenle mümkün olduğunca eşit mesafede durun.
Çocuklarınızın birbirleriyle olan sorunlarını çözmek sizin göreviniz değildir. Her birine aynı sevgiyi ve saygıyı gösterin.
Siz sürekli telefon açıp onları çağırmak yerine, onların sizi aramasına ve ziyaret etmesine de fırsat verin.
Eşit olun, adaletli olun, taraf olmayın.

“Nasıl olsa çocuklarım bana bakar.” diyerek kendi ekonomik güvencenizi tamamen bırakmayın.
Emekli maaşınızı, birikimlerinizi ve varsa pasif gelirinizi mümkün olduğunca koruyun.
Çocuklarınıza yardım edebilirsiniz; ancak kendi ihtiyaçlarınızı karşılayamayacak duruma düşmeyin.
Çocuklarınız zor durumda kaldığında elinizden gelen desteği verin. Fakat bu yardımın sürekli bir alışkanlığa dönüşmesine de izin vermeyin.
Çocuklarınıza destek olun ama kendi ayaklarınızın üzerinde durmayı sürdürün.
“Sen beni zaten aramıyorsun.”
“Benim ne değerim var ki?”
“Beni hiç düşünmüyorsunuz.”
Bu tür cümlelerle çocuklarınızda sürekli suçluluk duygusu oluşturmayın.
Sevgi, suçluluk duygusuyla değil, gönüllülükle yaşanmalıdır.
Çocuklarınıza kırıldığınız zaman suçlayıcı sözler yerine, sevginizi anlatan cümleler kurun.
Örneğin:
“Keşke burada olsaydın da bu yemeği birlikte yeseydik.”
Bazen böyle bir cümle, sitem etmekten çok daha güçlüdür.
Hayatınızın bütün merkezi sadece çocuklarınız ve torunlarınız olmasın.
Kendi arkadaşlarınızla görüşün. Kahvenizi, çayınızı dostlarınızla için. Mahallenizdeki insanlarla sohbet edin. Hobilerinize zaman ayırın.
Sosyal hayatınızı sürdürün.
Çünkü insan yaş aldıkça değersizleşmez. Tam tersine, tecrübesi ve birikimi arttıkça toplum için daha değerli hale gelir.
Kendinizi hayattan çekmeyin.
Çocuklarınız sizi sadece para ihtiyaçları olduğunda, çocuklarına bakmanız gerektiğinde veya başları sıkıştığında arıyorsa burada bir sınır koymanız gerekir.
Onlara şunu öğretin:
“Ben sadece ihtiyaç olduğunda aranacak biri değilim. Ben sizin annenizim, babanızım; hatırınız için de görüşmek isterim.”
Sevgi ve aile ilişkileri sadece ihtiyaç zamanlarında hatırlanmamalıdır.
Bu yazdıklarım, hayatın içinde bedel ödemiş, acı çekmiş, üzülmüş ve tecrübe kazanmış insanların yaşadıklarından süzülen düşüncelerdir.
“Ben yaşadım, siz yaşamayın. Ben üzüldüm, siz üzülmeyin.”
Çocuklarınızla, kardeşlerinizle ve akrabalarınızla ilişkilerinizi koparmayın. Konuşmak, görüşmek, birbirinizi ziyaret etmek bazen insanın ruhuna ilaç gibi gelir.
Ama bunu yaparken kendi değerinizi, ekonomik güvencenizi ve kişisel sınırlarınızı da koruyun.
Çocuklarınızın ve yakınlarınızın hayatında sevgiyle var olun; ancak kendinizi tamamen onların hayatına teslim etmeyin.
Ayaklarınızı hayattan kesmeyin.
Sosyal bağlarınızı koparmayın.
Sevginizi büyütün.
Ama kendi hayatınızı da yaşamayı unutmayın.
Çünkü yaşlılık, hayatın sonu değil; yılların verdiği tecrübeyle daha bilinçli, daha huzurlu ve daha anlamlı yaşanabilecek bir dönemdir.
Birileri bedel ödedi. Siz ödemeyin.
Bu yazıyı okuyun, uygulayın ve çevrenizdeki emeklilerle paylaşın.
Ayson Karabağ
Yazar – Gazeteci
Bakırköy’den Haber Gazetesi