İnsanın emeği, alın teriyle yoğrulmadıkça anlam kazanmaz. Hangi işi yaparsak yapalım, o işe hakkını vermek gerekir. Çünkü her işin içinde alın teri, sabır ve sevgi olmalıdır. Sıfırdan başlayıp bir işi kazasız belasız tamamlayabiliyor, sonunda “çok şükür, bitirdik” diyebiliyorsak, bu sadece bir görev değil; aynı zamanda bir insanlık erdemidir.
İşini zamanında yapan, işin başında durup sorumluluk alan, emeğini ve sevgisini işine katan kişi sadece kendisine değil, işverene ve çevresine de fayda sağlar. Böyle insanlar üretken toplumların temel direğidir. Çünkü çalışmanın değerini bilen, yaptığı işe ruhunu katan insan hem kendi yaşamını güzelleştirir hem de ülkesinin geleceğine katkı sunar.
Çalışmak, sadece para kazanmak değildir. Çalışmak; insanın varlığını anlamlandırdığı, hayatla bağ kurduğu, üretmenin hazzını yaşadığı bir eylemdir. “Emek” denilen o görünmeyen güç, insanın hem ruhunu hem de toplumun yapısını ayakta tutar.
Çalışmak; fiziksel ve zihinsel bir çabayı, bir amacı gerçekleştirmek için verilen kararlı emeği ifade eder. İnsan, bu çabayı hem evinde hem iş yerinde gösterebilir. Ücretli ya da gönüllü olması fark etmez; önemli olan yapılan işin bir değere dönüşmesidir.
Çalışan, bir işin sorumluluğunu üstlenen, o işi yerine getirirken bilgisiyle, emeğiyle, disipliniyle katkı sağlayan kişidir. İşverenin yönlendirmesi altında, belirli bir düzen içinde görevini yerine getirir. Ancak çalışanı çalışan yapan asıl unsur, aldığı maaş değil; işine kattığı özveri, dürüstlük ve çalışma ahlakıdır.
Sonuç olarak, çalışmayı sadece bir zorunluluk olarak değil, bir yaşam biçimi olarak görmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü çalışmak; üretmektir, gelişmektir, insanca yaşamanın en temel yoludur.
Ayson Karabağ
Yazar-Gazeteci