Eskiden nice öğretmenler, kaymakamlar, paşalar, mühendisler vardı… Görevlerini yaparken asıl dertleri baba ocağını ayakta tutmaktı. Memlekete döner, elden geldiğince köydeki işlere omuz verirlerdi. Kışın yiyeceğini toplar, yazın bereketini paylaşır, ama hiçbir zaman ocağı söndürmezlerdi.
“Bu köyde yaşanmaz” demediler, çıktıkları yeri küçümsemediler. Unutmadılar, unutturmadılar. Akrabalarını arayıp hatır sordular, köklerine sahip çıktılar.
Bugün çevremizde büyük sermayeler yatırarak iş kuran, yıllarca emek veren ama sonunda hayal kırıklığı yaşayan nice insan var. Oysa kimi aileler vardı; kurulu düzen, emekle kazanılan bir kapı vardı. O kapıdan yetiştiler, beslendiler… Ama sonra o kapıyı unuttular. Baba emeğini görmediler, çatılarını başlarına gölge eden o yuvayı hatırlamadılar.
Gelir getiren mesleğe değer vermediler, aksine acımasızca eleştirdiler. Hatta parçalamak, dağıtmak için uğraşanlar bile oldu.
Gençler, kurulu gelir kapılarını kapatmayın. Baba mesleğine sahip çıkın. Onu küçümsemeyin, basit görmeyin.
Her ay eve giren bir ekmek, bir kazanç, sizi hem maddi hem manevi olarak güçlendirir. Bunu bir gübre gibi düşünün: Toprağı nasıl bereketlendirirse, aileye gelen o gelir de sizi büyütür, geliştirir. Baba emeği, evin bereketidir, geleceğin teminatıdır.
Babanızın, amcanızın işine değer verin. Yanlarında durun, öğrendiklerinizi önemseyin. Güzel sözlerle destek olun. Çünkü baba demek, evde gölge demek; evde ışık, evde huzur demektir.
Elbette hayalleriniz olsun. Ama aileyi sıkıntıya sokarak, var olan sermayeyi tüketerek hayal peşine düşmek, çoğu zaman hayal kırıklığı getirir.
Unutmayın: Hayaller zamanla olgunlaşır, doğru anı beklemek gerekir. Elde var olan işi bırakıp bilinmeze yönelmek, çoğu zaman kayıptır.
Hak edilen para alın teriyle kazanılır. Kolay kazanç hayali, gençleri yanlış yollara sürükler.
Ailenizi düşünün. Baba ocağının ateşini söndürmeyin, alevini yükseltin. Bereketi koruyun. Çünkü evin gerçek sermayesi; emek, kökler ve birliktir.
Ayson Karabağ
Yazar-Gazeteci-Yönetmen

