Sanatçı Ali Rıza Binboğa der ki:
“Konuşma, bir biftek kadar kısa sürede pişmez.”
Bir konuşmacı, zihninde ve kalbinde gerçek bir mesaj taşıyorsa, konuşmak için içten gelen bir istek duyuyorsa, bundan başarılı sonuçlar elde etmesi kaçınılmazdır. İyi hazırlanmış bir konuşma, yapılmış bir konuşmanın onda dokuzudur.
Ben konuşmalarımda hiçbir zaman kâğıda bağlı kalmadım. Ne uzun notlar tuttum ne de ezberlenmiş metinler kullandım. İçimden geldiği gibi, kalbimden geçenleri samimiyetle ifade etmeye çalıştım. İnsanlar içtenliği hisseder. Karşı tarafın alıcıları açık olduğunda ve sizi sevgiyle dinlediğinde, anlattığınız her konu onların hayatında bir karşılık bulur.
Çünkü konuşulanlar ortak yaşanmışlıklardır. İnsanlar kendi hayatlarından izler bulduklarında, konuşmacı onların dili ve sözcüsü hâline gelir. Dinleyenlerin büyük çoğunluğu, samimiyetle anlatılan düşünceleri hem bir ilaç gibi hem de doyurucu bir fikir kaynağı olarak görür.
İşte gerçek konuşma sanatı budur. Kalemin değmediği, yapaylıktan uzak, doğal ve samimi anlatımlar her zaman daha etkili olur.

Konuşma hazırlamak; bir takım mekanik cümleleri kâğıda sıralamak ya da bazı kalıp sözleri ezberlemek değildir.
Gerçek hazırlık, insanın kendi içinde bulunan düşünceleri ortaya çıkarmasıdır. Kendine ait fikirleri düzenlemek, kendi kanaatlerini geliştirmek ve onları güçlü bir şekilde ifade etmektir.
Başka insanlara ait düşünceleri tekrar etmeye çalışmak çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanır. Ancak bir metni yalnızca bir başlangıç noktası olarak görüp kendi fikirlerinizi ve anlatımınızı kattığınızda başarıya ulaşırsınız.
Ayaküstü hazırlanmış konuşmaların etkisi sınırlıdır. Bir konuşma, kısa sürede ortaya çıkmaz. Nasıl ki bir yemek zaman isterse, bir konuşma da olgunlaşmak ister.
Bu nedenle konunuzu günler öncesinden seçin. Farklı zamanlarda onun üzerine düşünün. Arkadaşlarınızla tartışın, sorular sorun, notlar alın. Aklınıza gelen düşünceleri küçük kâğıtlara yazın. Bazen bir fikir banyo yaparken, bazen yürürken, bazen de yemek beklerken zihninizde beliriverir.
Başarılı konuşmacıların çoğu bu yöntemi uygular.

Yedek güç geliştirmenin yolu, kullanacağınızdan daha fazlasını bilmektir. Bilgiyle dolu bir hazineye sahip olmak, konuşmacının en büyük avantajıdır.
Konuşma metni yazmak ayrı bir iştir, o metni sesinizle dinleyiciye ulaştırmak ise ayrı bir sanattır. Burada ses tonu, vurgu, beden dili ve göz teması büyük önem taşır.
Bilginizi dinleyicilere ulaştırabilmek için onların dikkatini çekmeniz gerekir. Çevrenize bakın; bir konuşmacı konuşurken dinleyiciler telefonlarıyla ilgileniyorsa, onların dikkat kapıları açılamamış demektir.
Başarılı bir konuşmacının görevi, dinleyenlerin dikkatini toplamak ve onların dinleme kapılarını açmaktır. İşte bu da başlı başına bir sanattır.
Ali Rıza Binboğa’nın ifade ettiği gibi:
“Konuşma bir biftek kadar kısa sürede pişmez. Emek ister, zaman ister, düşünce ister. En önemlisi de samimiyet ister.”
Bakırköy’den Haber Gazetesi