Kars Tanıtım Günleri kapsamında yazarlarımıza ve şairlerimize görüşlerini sordum. Bakın ne diyorlar…
Ozan Yahya Bilican şöyle diyor:
“Kars milleti, takvim arkasını okuyarak bilgi edinen, köy konaklarında âşıkları dinleyerek büyüyen, ‘Bir harf öğretenin kulu olurum’ diyen bir kültürün evlatlarıdır. Kars, Türkiye’nin en çok okuyan, köklerinde ozanlık, şairlik, edebiyat ve kültür olan bir milletin çocuklarıdır. Hikâyelerimiz, başarılı insanlarımızın yaşam öyküleri filmlere ve ders kitaplarına konu olacak niteliktedir. Kitaplarda, dergilerde gençlere yol gösteren çok değerli bilgiler vardır.”
Bizler; köy konaklarında âşıkları dinleyerek, hikâyelerle büyümüş, okumaya teşvik edilmiş bir milletin evlatlarıyız.
Bu nedenle;
Dernek ve federasyon başkanlarının öncülüğünde,
Yazarlarla vatandaşları buluşturan,
Hikâyelerin anlatıldığı en az 15 dakikalık söyleşiler yapılmasını,
İş insanlarının desteğiyle kitapların gençlere ve kadınlara hediye edilmesini çok isterdim.
Belki bir gencimizin hayatına bir kelime dokunur, bir hikâye kaderini değiştirirdi.
Yazarlarla vatandaşların bir araya geldiği programlar yapılsaydı, gelmeyenler de basın ve sosyal medya aracılığıyla bu kültürle buluşabilirdi. Bugün her platformda Karslı, Ardanlı hemşehrilerimiz var. Kalemi olan biz gazetecilerin de bu noktada köprü olmasını isterdim. Böylece üçüncü kuşaklara okuma sevgisini miras bırakmış olurduk.
Hz. Ali’nin dediği gibi:
“Zenginliğin en hayırlısı akıl zenginliğidir.”
Okuyan insan kavga etmez, sinirlenmez; ikna yolunu seçer, farklı görüşlere saygı duyar. Okuyan insan her kesimle rahat iletişim kurar. Kars milleti okumanın değerini iyi bilir. Okuma yazma bilmeyen anne babaların, ama çocuklarını okutan insanların evlatlarıyız. Onlar okuyamadı ama bizi okuttular; büyük düşünmemize vesile oldular.
Bu tanıtım günlerinde;
Valimizin standlarda olmasını,
Belediye başkanımızın bizzat tanıtıma katılmasını,
Kars’ı temsil eden eski eşyaların sergilenmesini,
Kars bitkilerinin fotoğraf ve videolarla tanıtılmasını,
Bir Karslı kadının lavaş yapıp çeçil ikram etmesini,
Geleneksel kıyafetlerle çay ikramı yapılmasını,
Kars kültürünün ruhunun alana taşınmasını,
Dernek başkanlarının standlarda ziyaretçilerle tanışmasını,
Girişte misafirlerin karşılanıp ellerinin sıkılmasını,
Kars’ın daha güçlü ve doğru temsil edilmesini isterdim.
Kars esnafının “Buyur abla, kurban olurum” diyen samimiyetini,
hengelimizin, haşilimizin ustasının elinden yenmesini arzu ederdim.
Maalesef bazı stantlarda ruh yoktu; ticaret vardı. Göz boyama vardı.
Oysa örflerimiz, adetlerimiz, ürünlerimiz çok daha özenli sunulabilir, daha uygun fiyatlarla, daha içten bir şekilde tanıtılabilirdi.

Zafer Baysal:
“Kars Tanıtım Günlerinde; yaşlısı, genci, kadını, iş insanı dernekler aracılığıyla yazarlarla buluşturulmalıydı. Kitaba ilgi çok zayıftı. Peynir vardı ama kitaba yoktu. Yazarlar ve ozanlar Kars günlerinde adeta yetim kaldı.”
Gürsel Yılmaz:
“Kars’ın ruhunu yaşamaya geldim ama o ruhu bulamadım. Değerler unutulmuş, şehir kültürünün içinde kaybolmuş bir tanıtım günü yaşadım. Daha iyisi olabilirdi.”
Murat Tuncel:
“Yurt dışında Kars kültürünü farklı dillere çevirerek kitaplar satıyorum. Bu tanıtım gününde kendi içimdeki Kars ruhunu beslemek için geldim ama o ruhu hissedemedim. Burnumda tüten ürünlere, insanlara, kucaklaşmaya ulaşamadım. Bizi yönlendiren, köprü olan yetkililer yoktu. Yine de kendi imkânlarımızla bir araya gelip birbirimize ilham verdik. Çok değerli şairlerimiz, ozanlarımız, yazarlarımız ve öğretmenlerimiz var.”

Bakırköy’den Haber Gazetesi
