Benim dedem, Ayvaz Sadi…
Benim için bu dünyada tekti.
Cumhuriyet Köyü’nün sevilen, sayılan, sözü dinlenen ve kendisine büyük saygı duyulan adamıydı.
Dedem sert görünürdü. Ancak o sert duruşunun altında büyük bir sevgi, merhamet ve insanlara uzanan güçlü bir el vardı. İhtiyacı olana destek olur, dara düşenin yanında dururdu.
Onun duruşu bile insana kendini toparlaması gerektiğini hissettirirdi. Yanına gelen kişi, dedemin bakışları karşısında kendisine çeki düzen verir, nasıl konuşması gerektiğini bilirdi.
Dedem büyüğünü küçüğünü bilen, edep ve erkân sahibi bir insandı.
Köyden Kars’a yaya yürüdüğü günleri anlatırlardı. Çalışkanlığı, azmi ve dayanıklılığıyla örnek bir insandı.
Kaşları ve şapkasıyla uzaktan bile tanınırdı. Yüksek sesle konuşurdu ama söylediği her sözün bir anlamı, bir ağırlığı vardı.
Disiplinliydi, otoriterdi ama aynı zamanda çok misafirperverdi. Cumhuriyet Köyü’nde sözü dinlenir, kendisine saygı duyulurdu. Onun yanında kimse boş konuşmaz, sözünün üzerine söz söylemeye kolay kolay cesaret edemezdi.
“Ay, arvat, misafirimiz var!” derdi.
Bu sözün içinde Çay Hazırla dergibidi. bile onun misafirperverliği, aile anlayışı ve insan sevgisi vardı.
Dedem derdini sinesinde taşırdı. Gamını içine gömer, kolay kolay ağlamaz, içindeki acıları kimseye göstermezdi. Ama yüreğinin derinliklerinde büyük bir sevgi saklardı.
Onun hayatında bir ölçü vardı:
Doğruya doğru, yanlışa yanlış.
Vicdanının önünde eğilir, hakkı ve hukuku gözetirdi. Torunlarını çok sever, onlarla ilgilenir ve sevgisini hissettirirdi.
Dedemin Sofrası da Kendisi Gibi Düzenliydi
Yemek sofrasında bile kendine özgü bir düzeni vardı.
Önce herkesin yemeğe başlamasını bekler, sonra kendisi sofraya otururdu. Evinde çoğu zaman iki sofra kurulurdu; biri erkeklere, diğeri kadınlara…
Önce evde bulunan herkesin yemeğini düşünür, herkes rahat etsin isterdi. Kendisi ancak herkes yemeğe başladıktan sonra başlardı.
Bu küçük gibi görünen davranış bile onun insanlara verdiği değeri gösterirdi.
Alın Teriyle Yaşayan Bir Adamdı
Benim dedem; hayvandan, tarladan, alın terinden ve emekten kazanan bir insandı.
Çalışmanın, üretmenin ve helal lokmanın değerini bilirdi.
Hak ve hukuk bilirdi. Kolay kolay şikâyet etmezdi. Yağmura da kara da şükrederdi.
Elindekinin kıymetini bilirdi.
Ama daha önemlisi, insanın kıymetini bilirdi.
Birinin hasta olduğunu duyduğunda, elinden geldiğince yardım ederdi. İmkânı olmayanın imkânına destek olur, dara düşenin yanında dururdu.
Çünkü onun için insan olmak; yalnızca kendini düşünmek değil, başkasının derdine de ortak olmaktı.
Bana Hayatı Öğreten Dedem
Benim dedem, hayatımda beni ilk kez lokantaya götürüp yemek yediren kişiydi.
Bana ticaretin ilk adımlarını öğreten de oydu.
Bir gün omzuma bir sandık astı. İçine sakız, lastik ve çeşitli küçük ürünler koydu.
Bana:
“Git, otogarda sat.”
dedi.
O gün belki çocuk aklımla bunun ne anlama geldiğini tam olarak anlayamamıştım. Ama bugün geriye baktığımda, dedemin bana sadece ürün satmayı değil, hayatı, emeği, cesareti ve ticareti öğrettiğini anlıyorum.
Ayakkabı boyamayı da bana dedem öğretti.
Kahvehanede çay satmam için beni işe koydu.
Bana iş disiplinini daha çocuk yaşta öğretti:
“İşine erken git. İşine sahip çık. Gözün temizliğinde, müşterin de olsun. İşini güzel yaparsan patronların da sana sahip çıkar.”
Bu sözler benim hayatımda hiç unutmadığım öğütler oldu.
Dedem bana çalışmanın utanılacak bir şey olmadığını, alın teriyle kazanılan paranın en değerli para olduğunu öğretti.
Bugün yaptığım her işte, insanlarla kurduğum her ilişkide, verdiğim her kararda onun öğretilerinden bir parça taşıdığımı düşünüyorum.
Sert Bakışlarının Ardındaki Sevgi
Dedemin yorgunluğu vardı.
Bazen sesine bile yansırdı.

Ama son nefesine kadar içinde incinen yerleri, söyleyemediği duyguları sakladı.
Yüreğinin derinliklerinde sevgisi, merhameti ve ailesine olan büyük bağlılığı vardı.
Sıkıntısını ve üzüntüsünü kolay kolay dile getirmezdi.
Gözyaşını bile gizlice silerdi.
Evin gerçek sahibiydi. Sözü geçer, kendisine saygı duyulurdu. Onun söylediği bir sözün üzerine kimse kolay kolay söz söylemezdi.
Çünkü o sadece bir dede değildi.
O;
ailenin direği,
köyün saygı duyduğu bir insan,
çalışkanlığın, dürüstlüğün, hak ve hukukun,
misafirperverliğin ve insan sevgisinin temsilcisiydi.
Bugün geriye baktığımda, onun her davranışında ayrı bir hayat dersi olduğunu daha iyi anlıyorum.
Benim dedem Ayvaz Sadi…
Benim çocukluğumun en güzel hatıralarından…
Ailemizin en güçlü değerlerinden…
Bana çalışmayı, üretmeyi, insanlara saygı duymayı ve alın terinin değerini öğreten güzel insan…
Sen benim gurur duyduğun Ayson’un dedesisin.
Ben de senin torunun olmaktan her zaman gurur duyacağım.
Mekânın cennet olsun.
Nurlar içinde uyu.
Benim kaşlı, şapkalı, sert bakışlı ama yüreği sevgi dolu güzel dedem…
Seni unutmayacağız.
Seni hep sevgiyle, saygıyla ve büyük bir özlemle anacağız.
Sen benim dedemdin.
Bu dünyada tektin.
Seni hiç unutmayacağım.
Ayson Karabağ
Yazar – Gazeteci
Bakırköy’den Haber Gazetesi
Cumhuriyet Köyünde Hikayeleri Olanlar Lütfen beni arayın (0532 3910934) hikâyeyi anlatın bilgilerinden gençlerde faydansın ve Rahmetler gönderelim