Hayat bazen insanın karşısına unutamayacağı güzel insanlar çıkarır. Ali Sandayuk da benim hayatımda iz bırakan, zor günlerimde yanımda olan o güzel insanlardan biriydi.
Annem, babam ve kardeşlerim Fransa’ya göç ettiğinde ben İstanbul’da kaldım. Cemal Selamcı eniştemin evinde kalıyor, onun fabrikasında çalışıyordum. Fabrikanın ortaklarından merhum Mürteza amcanın oğlu Ali Sandayuk da orada çalışıyordu. Bana işi öğreten, her zaman yardım eden, hata yapmamam için beni uyaran ve koruyup kollayan bir ağabey, bir kardeş gibiydi.
Fabrikadaki ilk günlerimde neyi nasıl yapacağımı, hatta öğle yemeğinin nasıl yenildiğini bile bilmiyordum. Bir gün beni yemeğe götürdü. Bir ekmeğin arasına peynir ve yeşillik koyup çayla birlikte yedik. Belki çok mütevazı bir öğündü ama bana o gün dünyanın en lezzetli yemeği gibi gelmişti. Çünkü içinde samimiyet, paylaşmak ve kardeşlik vardı.

Çalıştığımız fabrikada demirler ateşin içinde nar gibi kızarırdı. Maşayla o kızgın demiri alır, makineye yerleştirir ve ayağımızla pedala basarak cıvata üretirdik. Ateşin karşısında çalışmak büyük sabır, dikkat ve emek isterdi. O sıcağın içinde üretim yapmak kolay değildi.
Ben zamanla bu işi severek yapmaya başladım. Ancak bana en büyük desteği veren kişi Ali Sandayuk oldu. Maddi imkânlarımın çok kısıtlı olduğu o günlerde bana ikram eder, karnımı doyurur, hâlimi hatırımı sorar ve benimle ilgilenirdi.
Annemden, babamdan ve kardeşlerimden ilk kez ayrı kalmıştım. Onların yokluğunu hissettiğim o zor günlerde, Ali bana aile sıcaklığını hissettiren insanlardan biri oldu.
Ürettiğimiz cıvataların keskin kenarları ellerimizi yaralar, siyah demir izleri ellerimize işlerdi. Ellerime baktığımda çektiğim emeği, aldığım ücretle karşılaştırır ve düşünürdüm.
Bir gün Ali’ye:
“Ben Aksaray’da gazete bayisinde çalışmaya gideceğim.” dedim.
Bana destek verdi, cesaretlendirdi ve yanımda olduğunu hissettirdi.
İşte bu yüzden, yediğim ekmeği de, ateşin içinde verdiğimiz emeği de, arkamda beni gözeten o kardeşimi de hiçbir zaman unutmadım.

Seni davet edecektim. Birlikte oturup o eski günleri konuşacaktık. Sorularımı soracak, anılarımızı paylaşacak, birlikte gülecektik. Ama olmadı…
Bugün elimde seninle çekilmiş bir fotoğrafımız kaldı. Onun dışında hatıralarımız ve içimde taşıdığım güzel duygular…
Zaman çok hızlı geçti. İstanbul’un koşuşturması içinde yıllar birbirini kovaladı. Uzun süre yollarımız kesişmedi. En son dernekte bir araya geldik. İyi ki de o gün görüşebilmişiz.
Vefat haberini alınca içimde büyük bir boşluk oluştu. Sana sarılamadım. Dertleşemedim. Seni dinleyemedim. Bunların hepsi içimde ukde olarak kaldı.
Cumhuriyet Köyü’ndeki dostlarımızla da senin güzel hatıralarını paylaşmak istedim. Çünkü sen, hayatımda unutamayacağım insanlardan biriydin.
Allah sana rahmet eylesin. Mekânın cennet olsun. Rabbim seni Peygamber Efendimize komşu eylesin. Güzel yürekli kardeşim, huzur içinde uyu. Seni daima sevgi, saygı ve özlemle hatırlayacağım.
Başta Sandayuk ailesi olmak üzere tüm yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.
Ayson Karabağ
Yazar – Gazeteci
Bakırköy’den Haber Gazetesi