İçime O Kadar Çok Şey Gömdüm Ki Hangisinin Bana Eziyet Ettiğini Bilmiyorum
Türkiye’nin en doğusunda, yazı kısa, kışı uzun ve soğuk; insanları ise sıcacık olan bir memlekette büyüdüm. Nereye gidilecekse yürüyerek ya da at arabasıyla gidilen bir ortamda yetişmek güzeldi. Komşularımız, köylülerimiz ve akrabalarımız adeta birer öğretmen gibiydi. Yanlışlarımızı gösterir, doğruları öğretirlerdi. İkazları ders niteliğindeydi. Sevgileri ise içten ve samimiydi.

Toprak ana bize hem ekmeğimizi hem de hayatı öğretiyordu. Yazın eker, kışın tüketirdik. Tarlaya buğday eker, hasat zamanı toplar, değirmende un yaptırır ve eve taşırdık. Alın terinin, emeğin ve çalışmanın ne demek olduğunu yaşayarak öğrendik.
Yokluk içindeydik ama sevgi vardı. Bir yatakta dört kardeş baş ayak yatardık. Bir sofrada, bir tabaktan yemek yerdik. O günlerin sıcaklığı bugün hâlâ içimizi ısıtır. Elbette içimizi yakan, canımızı sıkan dertler de vardı. Ancak o sıkıntılar bize çalışmayı, mücadele etmeyi ve umut etmeyi de öğretiyordu. Her gün yeni şeyler öğrenerek büyüyorduk.

İkinci Dönem: Şehir Hayatı
Şehir hayatı bambaşka bir dünyaydı. Çamurlu yolları bırakıp taş döşeli sokaklara çıktık. Restoranlarda garsonluk yaptık, kahvelerde çalıştık, ayakkabı boyadık, seyyar satıcılık yaptık. Hayatın içinde hem yokluğu, hem korkuyu hem de umudu yaşadık.
Bazen küçümsendik, bazen imkan sahipleri tarafından hor görüldük. Ezildik, kırıldık ama hiçbir zaman kin tutmadık. Bulunduğumuz ortamların tadını çıkarmaya çalıştık. Bizi küçümseyenlerin farkında olmadan karakterimizi güçlendirdiğini sonradan anladım. Her yaşadığım zorluk, önümde yeni umut kapıları açtı.

Gurbet Yolu: İstanbul ve Fransa
Babadan haber beklemek, mektup beklemek ayrı bir özlemdi. Yokluğun üzerine bir de gurbet eklendi. Annem ve kardeşlerim Fransa’ya giderken ben teyzemin ve halamın yanında kalarak hayatıma devam ettim. “İleride bir düzen kurarız” umuduyla yaşamaya devam ettim.
İstanbul’da okula başladım. Haydarpaşa Lisesi’ne kayıt oldum. Gidip gelirken gözlerim ve kulaklarım sürekli öğreniyordu. İstanbul’un kültürlü ve eğitimli insanlarının arasında bulunmak benim için büyük bir şanstı.

Daha sonra çevremdekilerin tavsiyesiyle Pertevniyal Lisesi’ne geçtim. İyi ki de geçmişim. Öğretmenlerim benimle yakından ilgilendiler. Bana sevgi gösterdiler, yol gösterdiler ve cesaret verdiler. Onların bilgisi ve desteği, kendimi geliştirmeme vesile oldu.
Hayatım boyunca “Sen yapamazsın”, “Sen anlamazsın”, “Sen kimsin?” gibi sözleri çok duydum. Ancak ben bu sözleri engel değil, güç kaynağı yaptım. “Olmaz” denilenleri oldurmaya çalıştım. Küçümsenmeler, hor görülmeler ve dışlanmalar benim kamçım oldu.
Nefret etmek yerine çalışmayı seçtim. Kimseye bağımlı olmamayı öğrendim. Sırlarımı ve hayallerimi içimde büyüttüm. Alın teri döktüm, korkulu günler yaşadım, geceler boyu uykusuz kaldım. Ama hiçbir zaman pes etmedim.
Köy hayatı, şehir hayatı, İstanbul’daki gurbet yılları ve Fransa yolculuğu boyunca karşılaştığım her bilgiyi topladım. Yaşadığım her zorluğu kendime ders yaptım. İçim yandı, dertlerim arttı, sıkıntılarım çoğaldı ama umutlarım hiç tükenmedi.
Ailemi kurmayı başardım. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim. Adımı sadece çevreme değil, Türkiye’nin birçok yerine duyuracak kadar çalıştım. Çok ezildim, çok kırıldım ama umudumu hiç kaybetmedim.
Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki; beni başarıya taşıyan şey yaşadığım zorluklardı. Onlar beni pişirdi, olgunlaştırdı ve güçlendirdi. Dertler yük oldu ama aynı zamanda umut kapılarını da açtı.
İçime o kadar çok şey gömdüm, o kadar çok şey yaşadım ki hangisinin bana en çok eziyet ettiğini artık bilmiyorum.
Siz de mücadelenizi bırakmayın. Hedeflerinize sadece sözle değil, bütün kalbinizle yürüyün. Hayallerinizi içinizde büyütün, bilginin peşinden gidin. Çünkü bilgi, umut kapılarını açan en güçlü ışıktır.
Ayson Karabağ
Yazar-Gazeteci
Bakırköy’den haber Gazetesi